Üreticinin İzinde

Toprağın bereketine doğru bir yolculuğa çıkıyor, üreticilerin sesine kulak veriyoruz. Dünyanın en büyük işine hayat verenlerle birlikte “Üreticinin İzinde” serimizde Türkiye’nin dört bir yanında artan iklim baskısıyla, azalan kaynaklarla ve üretimle gelen büyük sorumluluklarla yüzleşen üreticilerin, gerçek hikâyelerine kulak veriyoruz.

Üreticilerimizden Dinleyelim!

Süleyman Gençoğlu

Ben Süleyman Gençoğlu. Silivri Kurfallı Köyü Karakız Çiftliği’nde, atadan gelen bir mirasla 40 yıla yakındır buğday üretimi yapan ve toplam 4.000 dönümlük arazide tarım ve hayvancılıkla uğraşan bir çiftçiyim. Bu yolculuğum, 19 yaşımdan itibaren traktör üzerinde başlamıştı; 19 yaşımdan beri de çiftliğin tüm sorumluluğu bende. Günümüzün zorluklarını teknoloji ile destekleyip ilerleme kaydettiğimiz bu günlerde, en büyük uğraşlarımız hastalık ve zararlılarla mücadele gibi köklü kontrol alanları akıllı uygulamalar ile bitki gelişimini anlık olarak takip ediyor, olası hastalık ve zararlı etkisini öngörüyoruz. Bu sayede verimliliği artırıyor, doğru zamanda doğru müdahaleyi yaparak israftan kaçıyoruz. Ayrıca toprağın nem dengesini, sıcaklığını ve diğer çevresel faktörleri de izleyerek; hem verimi en yüksek düzeye çıkarıyor hem de büyük emek verdiğimiz topraklarımızı geleceğe hazırlıyoruz. Bizim için üretmek sadece ekonomik bir faaliyet değil; yaşadığımız toprağa, yetiştirdiğimiz ürüne, içinde emek olan her şeye ve tüm canlıların sofralarına katkı sunmak demek.

Uğur Yücel

Ben Uğur Yücel. Kökleri Kosova’ya uzanan bir ailenin ferdiyim ve Edirne’de tarımla uğraşıyorum. 2015 yılında kurduğumuz aile şirketi Kosova Tarım’ı da elimden geldiğince en iyi şekilde yönetmeye çalışıyorum.Tarım benim için sadece bir geçim kaynağı değil. Doğayla kurduğum güçlü bir bağ aslında. Toprağa attığım her tohumun yeşerdiğini görmek, her sezon yeniden içimde bir umut doğuruyor. Zaman zaman kuraklık, ani iklim değişiklikleri gibi zorluklar çıkıyor. Ama ben doğru zamanda doğru müdahalelerle ürünümü korumaya çalışıyorum. En önem verdiğim konulardan biri de kalıntısız, temiz üretim yapmak. Hasat zamanı geldiğinde emeğimin karşılığını almak bana büyük bir huzur veriyor. Çünkü çiftçilik benim için toprağı sevmek, sabretmek ve geleceğe bir umut bırakmak demek. Bu yüzden çocuklarıma da her zaman toprağın kıymetini ve üretmenin değerini öğretmeyi kendime önemli bir sorumluluk olarak görüyorum.

Hasan Selçik

Ben Hasan Selçik. 1992 yılında Konya Karapınar’da doğdum. Ailemle birlikte Yaz Yaylası’nda yaklaşık 2.500 dekar alanda tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorum. Üçüncü kuşak bir çiftçiyim ve şeker pancarı bizim 35 yıllık geleneğimiz.Toprakla bağım, 13 yaşında ilk kez traktöre oturduğum o gün kuruldu. O gün içime düşen ateş, yıllar geçtikçe sönmek yerine daha da derinleşti. Benim için pancar, emekle büyüyen bir umut. İklim değişikliği, kuraklık, don… Ne kadar zorluk yaşasam da üretmekten vazgeçmiyorum. Toprağın ne istediğini anlamaya, doğru zamanda doğru adımı atmaya çalışarak üretimi sürdürüyorum. Kalıntısız ve bilinçli üretime önem veriyorum; çünkü en başta ailemin sofrasına karşı kendimi sorumlu hissediyorum. Hasat zamanı tarlada biriken pancarları görmek, aylarca verdiğim emeğin en güzel karşılığı. Ne yaşarsam yaşayayım, toprağı hep “bacasız bir fabrika” gibi görüyorum ve her yıl aynı umutla yeniden ekiyorum. Çünkü üretmek, hem bugün hem de yarın için vazgeçilmez bir sorumluluk benim gözümde.

Gürhan Sezer

Ben Gürhan Sezer. Karapınar’da ailemin üçüncü kuşak çiftçisiyim. Üniversiteden sonra toprağa dönmeye karar verdim ve o günden beri pancar üretimi ve hayvancılıkla uğraşıyorum. Bu işi ailece sürdürüyoruz.
Pancar yetiştirmek benim için emekle sonuç arasındaki bağı görmek demek. Küçücük bir tohumun şeker olup sofralara gitmesi insana iyi geliyor. Bu yıl don yüzünden 400 dönüm pancarımı kaybettim ama tarım böyle; neyle karşılaşacağını bilemiyorsun. Yine de bırakmıyoruz, devam ediyoruz.
Hasatta pancarın kamyona çıkışını gördüğümde, bir yılın emeğini düşünmeden edemiyorum. O an insanın içi hafifliyor. Benim için en önemlisi şu: Ürettiğimin ilk tüketicisi ailem. O yüzden temiz ve bilinçli üretmek benim için bir tercih değil, bir sorumluluk. Burada imeceyle, dayanışmayla çalışıyoruz. Hepimiz aynı çarkın içindeyiz. Toprağı doğru kullanmak da bu işin en temel kuralı; biz de elimizden geldiğince buna sahip çıkmaya çalışıyoruz.

Yunus Kara

Ben Yunus Kara. Manisa Sarıgöl Bağlıca’da, doğduğum topraklarda çiftçilik yapıyorum. Üç yıl önce evlendim; 8 aylık bir kızım var ve büyüdükçe bu toprağın kokusunu o da hissetsin istiyorum. 55 dekarlık bağımızda Mevlana, Sultaniye, Süperyol ve İlkeren çeşitlerini yetiştiriyoruz. Bu bağlar dedelerimizden bizlere kalan bir emanet; ailemiz yıllardır aynı toprağa emek veriyor.Öğretmenlikten bağcılığa geçtiğimde her asmayı bir öğrenci gibi görmeye başladım. Gelişimlerini izlemek, eşimle ve çocuğumla kendi yetiştirdiğimiz üzümü paylaşmak bana büyük gurur veriyor. Bağcılıkta işçi bulmak zor, hastalıklarla doğru zamanda mücadele etmek daha da zor. Su azalıyor, ani yağmur ve dolu ürünü bozabiliyor.Ama hasat günü geldiğinde her şeyin karşılığını almış gibi hissediyorum. Üzüm kamyona yüklenmeye başladığında bir yılın yorgunluğu gidiyor. Beni bu işe bağlayan para değil; ürettiğimin sofralara ulaşması ve mesleğimizin aile mirası olması. Teknoloji işlerimizi kolaylaştırıyor; doğru destekle daha bilinçli üretim yapıyoruz. Gençlere de hep söylüyorum: alın teri olmadan üretim olmaz. Tarım olmazsa hayat olmaz; biz ürettikçe bu topraklar da yaşamaya devam edecek.

Murat Ordu

Ben Murat Ordu. Manisa Bağlıca’da ailemle birlikte 60 dönümlük bağda üzüm yetiştiriyorum. Bu topraklar dedelerimizden bize kaldı; her gün o mirasın içinde çalışmak hem gurur veriyor hem de büyük bir sorumluluk yüklüyor.
Bağcılık kolay bir iş değil. İklim değişiyor, hastalıklar çoğalıyor, işçi bulmak zorlaşıyor… Ama emek verdiğin asmanın salkım salkım dolduğunu görmek bütün zorluğu unutturuyor. Hasat zamanı üzümün kamyona yüklenişini izlemek, bir yıl boyunca verdiğimiz emeğin karşılığını hissettiren en özel an.
Bu işi sevmemin en büyük nedeni, ailemle birlikte aynı toprağın etrafında kenetlenmek. Babamdan öğrendiğim bu mesleği şimdi oğlumla devam ettiriyoruz. Elimizden geldiğince en iyi ürünü yetiştirip bu mirası geleceğe taşımak için çalışıyoruz.
Tarım bizim için sadece iş değil; nefes aldığımız, kökümüzü hatırladığımız yer. Ürettikçe hem biz ayakta kalıyoruz hem de bu topraklar yaşamaya devam ediyor.

Mutlu Doğru

Ben Mutlu Doğru. 1969 Adana doğumluyum. Eğitimimi İstanbul ve Amerika’da tamamladıktan sonra aile işletmemize dönerek üçüncü kuşak olarak tarıma başladım. Yaklaşık 30 yıldır narenciye ve süt hayvancılığı yapıyoruz. Dedemden babama, babamdan bize kalan bu mirası bugün çocuklarımla birlikte sürdürüyorum.
Çiftçilik uzun soluklu bir emek. Fidanı dikiyorsun, yıllarca bekliyorsun; iklim, don, sıcaklık, maliyetler sürekli karşına çıkıyor. Ama meyvenin dalında olgunlaştığını görmek bütün zorlukları unutturuyor. Oğlum Eren işletmede yanımda, kızım da eğitimini tamamladıktan sonra bu işin içinde olmak istiyor.
Teknolojiyi kullanarak temiz ve kalıntısız üretim yapmaya çalışıyoruz. Hem iç pazar hem ihracat için buna mecburuz. Benim için çiftçilik sadece bir meslek değil; ailemizin yıllardır sürdürdüğü bir yaşam biçimi ve gelecek nesle bırakmak istediğim bir emanet.

Burak Karabucak

Ben Burak Karabucak. 2010’dan beri Adana Yüreğir’de, ailemin beş kuşaktır sürdürdüğü çiftçiliği devam ettiriyorum. Üniversitede kimya ve biyoloji okudum ama toprağın çağrısı ağır bastı; aile işletmesini kuzenimle birlikte devraldım. Narenciye ağırlıklı, 2.500 dönümlük arazimizde üretim yapıyoruz. Her sezonun kendi küçük sürprizleri olsa da doğru zamanda yaptığımız müdahalelerle ağaçlarımız hızla toparlanıyor. Fidanın meyveye dönüştüğünü görmek ise bu işin en keyifli ve en motive eden anı. Hasat zamanı kasalara dolan ürünü görünce bir yılın emeği gözünün önünden geçiyor. Ürettiğimiz narenciyenin dünyanın dört bir yanına gitmesi de bize hem umut hem de gurur veriyor. Çiftçilik benim için sadece geçim değil; aileden kalan bir sorumluluk ve geleceğe bırakmak istediğim bir iz. Ne yaşarsak yaşayalım, üretmekten vazgeçmeye niyetimiz yok.

Aydın Çondur

Ben Aydın Çondur. 1987’de Aydın’ın Germencik ilçesinde doğdum. Çocukluğum ailemin tarlalarında geçti; toprağın kokusunu, pamuğun ne istediğini daha küçük yaşta öğrendim. Babam ve abimle birlikte yıllardır aynı heyecanla aile işletmemizi sürdürüyorum. Babamın ‘Oku ama köklerini unutma’ sözü hep kulağımda olduğu için hukuk okuduktan sonra tereddütsüz toprağa döndüm. Oğlumun da benim gibi toprağın değerini küçük yaşta hissetmesini istiyorum. Bizim bölgede pamuk yetiştirmek bir çocuğu büyütmek gibi; ilgi, zaman ve sabır ister. Kuraklıkla, hastalıklarla uğraştığımız dönemler olsa da doğru zamanda yapılan her dokunuş bize yeniden umut verir. Su sıkıntısı nedeniyle bazı yerlerde buğday ya da mısır ekmek zorunda kalsak da pamuktan vazgeçmeyiz. Tarlaları her gün gezmek bizim için iş değil, bir alışkanlık. Toprağın hâlini gözümle görmeden içim rahat etmez. Hasat zamanı geldiğinde ise çocuk gibi sevinirim; küçücük bir çekirdeğin koza olup ortaya çıkışı tarif edilemez bir mutluluk. Bugün teknoloji de işimizin bir parçası. Drone’lar ve otomatik dümenleme sayesinde toprağa en doğru anda dokunabiliyor olmak bize güven veriyor. Ürettiğimiz pamuğun bir tişörte dönüşüp birinin üzerinde yer aldığını bilmek ise tüm yorgunluğumuza değen en büyük gurur.